Kendimizi Sevme Konusunda Neden Zorlanıyoruz?
Hayatın temeli biz olduğumuz halde neden kendimizi başka insanları sevdiğimiz, önem gösterdiğimiz kadar kendimize aynı şeyleri yapmıyoruz? Açıkçası bunun sebebinin ailelerimizin bize özgüveni öğretmemesinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bakınca 'ne alaka' denilebilir ama üzerine düşününce bu durum daha fazla anlam kazanmaya başlıyor. Bize kendimizi sevmeyi, olduğumuz gibi kabullenmeyi öğretmediler. Bu temeli kurmadıkları için doğal olarak bunlardan eksik kaldık. Onun yerine eleştirmeyi seçtiler. Kilomuzla, saçımızla, tenimizle, boyumuzla ve elimizde olmayan daha bir çok şeyi bize bir kusur olarak kabul ettirdiler. Sanırım bir çocuğa yapılabilecek en kötü davranış. Çocuk aklıyla (haklı olaraktan) kendimizi kusurlu hissetmeye başladık ama tabii ki ne yapacağımızı bilmiyorduk. Bu yüzden bu durumu içselleştirmek zorunda kaldık. Bu da doğal olarak özgüvenimizi kaybetmemize neden oldu. Tamam da bir çocuk özgüvenini kaybetse ne olacak? Sadece çocuk, unutur gider. Yani unutur değil mi? Hayır. Unutmaz. Bu özgüvensizlik hayatına yapışır ve birisi ona kendini sevmeyi öğretmediği müddetçe bu kayıp devam eder. Yani tamam kaybetse ne olacak? Bakalım ne olacağına.
Düşüncemi sorarsanız 2 durum ortaya çıkar. 1. durum özgüven kaybıyla çocuk içine kapanmaya başlar, sosyalleşmez, yalnızlaşır. Yalnızlaştıkça başka şeylere yönelir. Oyunlara, sosyal medyaya (özellikle anonim olarak) hatta daha ilerisinde sosyal medyada zorbalığa bile gidilebildiğini görüyorum. Sosyal medyada yarattığı karakterle kendi içinde bulunduğu durumun öfkesini insanlara yansıtarak bir nevi kendini rahatlatır. Yalnızlığı büyümeye başladıkça kendinden şüphe duymaya başlar. Değersiz, kimsenin konuşma zahmetine bile girmeyeceği, ilgi çekici olmayan sıkıcı birisi olduğunu düşünür. İşin sonunda ise ya yalnızlığıyla yaşamaya alışır ya da yaşamını sona erdirir. Ha belki de birisi elinden tutar, bu yalnızlıktan çeker alır ki umarım kendini yalnız kalmaya mahkum hisseden herkesin hayatına böyle birisi dokunur.
2. duruma gelirsek, açıkçası bu benim de seçtiğim bir durum. Kabullenme çabası. Kusurların olduğunu kabullenmek ama yalnız kalmak istememenin doğurduğu çaresizlikten kaynaklandığını düşünüyorum. Kilolu musun, sivilceli bir yüzün mü var, çok mu uzunsun? Bunlardan kaynaklı yalnız bırakılırsınız. Sizde kendini kabul ettirmeye çalışırsınız. Kusurlarınızdan dolayı zorbalığa uğramayı göz ardı etmeye başlarsınız. Size kötü davranan insanlara dahi anlayış gösterirsiniz. İnsanları mutlu etmek için çabalarsınız. Onlarla arkadaş olabilmek için kendinizden ödün verirsiniz. Sonuçta sizi sevmeye başlarlar. Fakat bu onların isteği değil, sizin onlar için yarattığın bir fırsattır. Bunun yanı sıra aslında sevilmek için sahte bir karakter oluşturmuş olursunuz. Çünkü insanların sevgisini kaybetmek istemezsiniz. Ve onların sevgisini kaybetmemek için kendinize olan saygınızı bir kenara atarsınız. Bu iyi karakter rolünüzü sürdürmezseniz kimsenin sizi sevmeye devam etmeyeceğini düşünürsünüz. Bir süre sonra ise mutlu hissedersiniz, çevrenizde insanların olmasının yarattığı sahte bir sevgi. Ama ne var biliyor musunuz? İnsanlar için öncelik değilsiniz. Sizi sadece iyi ve onlar için kendinizden ödün veren birisi olduğunuz için seviyorlar. Bu yüzden aslında o kadar da önemli olmadığınız fark ediyorsunuz. İyi olmakla sahte bir iyi kişilik yaratmanın arasındaki farkı anlamak insanı bir tık kaynar suya girmiş gibi hissettiriyor. Peki bunun sonucu ne biliyor musunuz? Asla gerçek bir arkadaşa sahip olamamak. İnsanlar için her daim yedek görülmek. Öncelik olmamak. Çok fazla insan tanırsınız sadece. İnsanların gözünde iyi bir insan olarak kalırsınız.
E yani? İşin sonunda nereye çıkacağız Hera? Sahte bir kişilikten kurtulabilir miyiz ki? İnsanları kaybetmeyi göze alabilir miyiz? Bu iyi olduğunu düşündüğümüz durumları sona mı erdirmeliyiz? İyiliği kendinizi kabul ettirmek için yapıyorsanız evet, sona erdirmelisiniz. İnsanlar iyiliğe layıksa, yaptığınız iyiliği bir hak değil gerçek bir iyilik olarak kabul ediyorsa yapmalısınız. Herkes için iyi bir imaj oluşturmak, istemediğiniz şeylere boyun eğmek zorunda değilsiniz. Bırakın insanlar sizi olduğunuz halinizle sevsin. Nasıl davranmak istiyorsanız (başka insanlara herhangi bir sorun yaşatmadan) o şekilde davranın. Çevrenizi gerçekten size değer veren, öncelikli tutan insanlardan oluşturun. Böylece o zaman kendiniz olur ve mutlu hissedersiniz. Ve eminim ki bu durum üstünüzdeki yükü kaldırmış olur.
Yazının yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Geçmişi değiştiremeyiz ama geleceğe yön verebiliriz. O yüzden küçük kardeşleriniz, ailenin diğer küçük bireylerine ya da gelecekteki çocuklarınıza lütfen kendini sevmeyi ve kabullenmeyi öğretin. Eleştirmeyin, yaptıkları şeyleri takdir edin, gitmeyi planladıkları yolda onlar için bir güvence olun. Üzerimize yapışan bu algıları söküp atalım ve geleceği daha cesur çocuklara bırakalım.
Keşke yazma konusunda da konuşmak kadar iyi olsam. Neyse, her şeyi mükemmel yapacağım diye bir kural yok. Umarım fikirlerimi doğru ifade edebilmişimdir. Teşekkürler bahçemi ziyaret ettiğiniz için. Hera iyi günler diler❤